Gözünü kapamış neyzen bilmem kim efendi
Kendinden geçmeyi arzulayarak aldığı nefes
Ben
Acaba kim
Verdiği
Savrulurken o buğulu ses girdabında
Bir bebeğin dudakları olur gözlerim,
Akarsulardan daha coşkun bir çağlayış bekler
Bombalanıyor her bir azamın gövdesi
Akıyor kanlar günahkar
Bahşedilmiş hayatlar yaşıyoruz
Elimizde süngerler
Defalarca geçiyoruz aynı hatanın üzerinden
Hala kokusu burnumda yanık tatların
Çıtırtı sesi
soluk alışlar
bir rastlasam bunlara
yolsuz
kıvrımlı
dar hayatlarda
sürtünsem sağlı sollu ağaçlara
düşüp tozlarına bürünsem
çıtırtıların
solukların
rastlantıların.
Geçmiş ile şimdi arasında bir yerlerde ortak bir yön...
Boşvermeli insan yaşadıklarına gördüklerine ve olanlara. herks birbirini bir kalemde diler olmuş. Varsın ya da yoksun kimin umrumda .Yeteri kadar dert hakim insanlara. Insanlar geçmiş yaşantılardan soluklardan nefeslerden.Zehir pompalanmış damarlara devamlı. Sorgusuz sualsiz gönderimler yaşıyorum bedenimde.
Kayboluşlar yaşamalı insan Nereye gittiğini de bilmeden
Önemi yok zaten İlk otobüse binmeli Ne haber vermeli
Nede sürülecek iz kalmalı, Ardından Beklemeyi bilsinler
Seni sana yollayanlar Bakma nereye gittiğine de
Çık yola yalnızca Soranlara da Kendime yolculuğum
De gitsin Kayboluşun bulsun seni, kendinden
Sarhoşluğun mu kurtarır seni İç kim ne derse desin
Sana taşıyorsa seni Aldırma gitsin sarhoş halin Ve Otobüsün Şarkılar söyle Bestesi,sözleri senden Kendimi kendime yazdım De gitsin soranlara Kes dünyayla bağını,
Seni saranlarından Geride kalanlarından, Arındırıyorsa bir anlık bile Kendine götürüyorsa seni Meçhule giden yolculuğun kayboluşlar yaşamalı bazen insan
ıssız sokaklarda ellerimden tutandın sen daha derinlere doğru adımlarken karanlıkları ışığımdın ıslak sokaklar hatırlatırdı kokunu karşımdaki dolu kadeh sendin
billur bir sabahın akşamında dost olan bana zifiri karanlık bir gecede ilhamım korkmadım maskelerinden seni maskelerinle de sevdim her şeyini günahlarını sevaplarını
ayıplarını her şeyini her şeyini sevdim yüceliği yücelmişliği
yükseklikler hatırlattı bana korkmadım kanatlarım
yorgundu ama daha yakındım sana söylenen hep aynı sözler değildi aslında her geçen an farklıydı her an
tahta pencerelerde izler bırakırdı bir duvara yeni asılan
tablolar misali her nisan
her nisan
hayat saçılır dört bir tarafa
bana
sana
Al taşı eline hisset ağırlığını
Bak yukarı göğe pamuk ağırlığında bulut
Taşla kırılan başlar ki..benim kırdığım
İsterse bulut o hafiflikten / o yükseklikten
Beni bin taşla taşlar
Benim hak ettiğim
Bas kelebeğin kanadına kopar gitsin…benim yaptığım
Konar tepeme akbabalar..dider parça parça etim
Benim hak ettiğim
Uçar akbaba yükselir buluta…gücüm yetmemiştir ona
İşte o zaman anlarım............. ben kendime ne ettiğim
Hüzün kokan kadınlar
Sevdi gerçeği
Ölümdü biliyordu adı
Sakladı
Yalnızca sakladı...
Gözlerinin buğusunda
Yuğdu yıkadı...
Konuştu denizle
Gitme! ! dedi
Ne olur bırakıp gitme..
Dönmek istedi çocukluğuna
Yoksunluklarını
Sarmalasın diye...
Ağladı...
Göz gizden gizleniyor
Kulaklar şarkılardan
Göz kapısı kilitli
Kulaklarsa sessizliğe biletli
Diller felçli
Us ruh yürek birbirine tapmıyor
Uyku erken yatmamakta inatçı
Sevinç hüznü yutabilmekten aciz
Korku aşktan korkusuz
Coşku ağır tartmıyor
Değerler eyerlenmiş
Ve sömürü değerli
Yürekler sıfırlanmış
Adımları sana doğru sapmıyor
Kuşkunun inançlara vurduğu damgaların
Mürekkebi yıkamakla çıkmıyor
Düş umutla
Sevgi hisle
Aşk sevinçle karılamamış henüz
El yarını yapmıyor
Askılarda içi dolu giysiler
Soğuk su ısıtmakta kullanılan bedenler
Örs sanılan ayaklar
Ses zulümü yontmuyor
gölgeler içinde estik seninle bir yüzyıl
yollar boyunca yüzümüzde bir korku
içimizdekini yitirmeyerek
nehirleri aşarak
yüreklerimizi aşıladık doğanın türküsüne
seni özleyebilir miyim
tüm yitmişliğimle
sana ait olarak
mezar gözlerinde bir ceset oluveriyorum
senden habersiz...